Kuzeyden esen mutluluk rüzgarı: Hygge
Dekorasyonseverlerin çılgınca takip ettiği bloglarda bir süredir kuzeyden gelen bir rüzgar esiyor. Adı Hygge. Bu rüzgar, hayali trendler yaratma ustası bloggerların elinden çıkıp bu yılın son büyük dekorasyon etkinliği Maison Objet Paris sonbahar edisyonunun konularından biri olarak sektöre yön veren gerçek deko-trendler arasına girmeyi başardı. Evde mutlu olmanın inceliklerini dekoratif, sosyal ve psikolojik açıdan ele alan bu kavram, dünyanın en mutlu ülkesinin sakinleri olan Danlar'ın bize, ziyadesiyle mutsuz kesime bir armağanı.
Haberin Devamı
/

Her milletin kendine göre bir karakteri var ve bu karakter diline, kelimelerine yansıyor. Başka milletlerin bir cümle ya da paragrafla anlatabildiği kavramları tek bir kelimeyle “şak!” diye anlatabilmek ne büyük lükstür. Bir yandan da “gelişmişlik” tadı vardır bu kelimelerde. Karşıdakine “Bak ben ne kadar sofistike bir milletim” diye yükseklenme imkanı verir. Mesela bizde “gönül” diye bir kelime var, başka dillere çevrilemiyor. Büyük üstat, özgür ruh, uçan kuş, canımız Sevan Nişanyan’a göre, ilk kez Orhun yazıtlarında (735) kayda şu güzel cümleyle geçmiş: “Közde yaş kelser tıda köŋülde sıgıt kelser [Gözden yaş gelse gönülden ağıt gelse]”
/

Arapçada “kısmet”, her dile olduğu gibi yansıyor. Anlamı kelimeyle sabit. Almancada bir “Zeitgeist” var ki, "zamanın ruhu" deyince tam anlamını vermiyor. Yunancada ise “agape” diye çok güzel bir kelime var. Cinsellik isteği içermeyen aşkı anlatıyor. Liste uzar gider ama başka dillere çevrilemeyen kelime bolluğu şampiyonu tabii ki Japonca. Mesela “wabi-sabi”. Bu aynı zamanda bir dekorasyon stili. Hazır hatırlamışken bir haftamızı buna ayırmayı bir kenara not edelim. Bir de “ikigai” var. Sabahları uyanma sebebi, yaşam enerjisi ya da hayatı yaşama isteği gibi anlamları var. “Shinrinyoku”, bir terapi yöntemi. Ormanın içinde amaçsızca dolaşıp beş duyumuzu tatmin etmek demek. Bunu da bir ara detaylı ele alalım.
Haberin Devamı
/

Gelelim bu haftaki yazımızın konusuna. Danların başka dillere çevrilemeyen kelimesi, hygge diye yazılıyor, “hüüge” diye okunuyor. O sondaki “ge” biraz “gı” gibi çıkan bir ses. Kelime yakın zamanda Oxford İngilizce sözlüğüne (OED) girerek İngilizceleşti. Kısaca "evde mutlu olma sanatı" şeklinde tanımlanabilir. Yorgun argın işten gelip evde yan gelip yatmaca desek bir şey ifade eder mi? Bu kadarla kalmıyor. Hygge, bundan biraz daha fazlası.
/

Danimarka’nın İskandinavya’da olduğunu hatırlayalım lütfen. Neler var? Öncelikle soğuk var. Çok soğuk, hatta fırtına, kar... Buna bir de gün ışığının çok az olduğu, günlerin kısa, gecelerin çok uzun olduğu gerçeği eklensin. Hal böyle olunca sosyal hayat hak getire, insanlar evde vakit geçirmek zorunda.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
/

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar buna şaşıracaklar ama insanoğlu hangi şartta olursa olsun, mutlu olmaya programlanmış bir varlık. Yani sabah karanlıkta uyanmak falan mutsuz olmaya, dırdır etmeye bahane değil. Adamcağızın ülkesinde Ekim-Mart arasında gündüze gündüz demeye bin şahit lazım. Güneş sabah 8.30-15.30 arasında var-“mış” gibi yapıyor. 17 saat karanlıkta kaldıkları günler var. Hava 0 ila -30 derece. Kar fırtınaları, pus ve yağmur normal bir günün getirileri. Nasıl oluyorsa çamur yok yalnız. İstanbul Betonlaşma Belediyesi işte o konuya bir türlü akıl sır erdiremiyor.
/

Bir kaldırımı ya da duvarı 50 kez yapıp bozmak gibi kafa kurcalayıcı işler yapmayı akıl edemeyen Danimarkalı belediye başkanları, milletvekili ve bakanlar, gün boyu teröristsiz, kaçakçısız, trafik magandası kavramından bir haber, "kadın cinayeti mi, o da ne"ci memleketlerini yönetme oyunu oynayıp akşam bisikletlerine atlayıp evlerine dönüyorlar. Memleket karanlıkmış, soğukmuş ama ne? Vız gelir, tırıs gider. Boşuna kendilerine “dünyanın en mutlu milleti” denmiyor. Haydi kabul edelim insanı gıcık edecek kadar keyifliler... Ama yok, bizim Akdenizli kanımız ille de dert ister, tasa ister. Sıkılırız biz oraların dertsizliğinden... Bir kere güneş yok, ne biçim ülke o öyle...
Haberin Devamı
Haberin Devamı
/

İşin garip tarafı, İskandinav ülkeleri içinde de Danlar biraz farklı. Hygge kelimesi örneğin Norveççede sadece huzur anlamında kullanılıyor. Ama Dancada bu bir kavram. Danlar, evde mutlu olmayı bir eylem olarak değil, bir felsefe olarak kabul ediyorlar. Konforlu, yuva gibi, rahat, mutluluk verici, hepsi birden hygge demek. Kelime, Danca edebi metinlerde ilk kez XIX. yüzyılda ortaya çıkıyor ve o gün bugündür hygge’lemek Danlar için bir yaşam biçimi.“Hygge başka dillere çevrilebilecek bir kelime değil. Bu ancak hissedilebilecek bir kavram.” ToveMaren Stakkestad
Evde keyfin tadı başka
/

Evin kapısından içeri adım attık mı, karanlık ve soğuk dış mihraktan öte bir şey değildir artık. Mis gibi şömine ateşine odunumuzu atar, sıcacık battaniyemize ayağımızı uzatır, elimize de içine marshmallow banılmış sıcak çikolatamızı alır, bir Knut Hamsun romanının pastoral düşlerine dalar gideriz. Başka bir gün dostlar gelir, sıcak şarap içilir, oyunlar oynanır, yemekler yenir. Şen kahkahalar birbirini izler. Hah, işte tam orada durdurun filmi!
Haberin Devamı
Haberin Devamı
/

Takvimler Ekim 2015’i gösteriyor. BBC’nin web sitesinde yayımlanan bir makale, önce Britanya’da sonra Amerika’da ardından Avrupa’nın genelinde bir hygge sıtmasına yol açıyor. Şimdilerde artık literatürde yerini almış; “ben biliyorum”cu bloggerların “Aman canııım bizim eski hygge” kıvamında ukalalıklarıyla renklenen bir kavram. Her şeyin başlangıcı kabul edilen makalenin açılış cümlesi çok çekici: “Soğuk bir gecede şömine ateşine karşı üstümüzde yünlü bir kazak, elimizde elma şarabı, elimizin altında yumuşacık kedimiz ve etrafta mumlar... İşte bu kesinlikle hygge. Ev yapımı tarçınlı kurabiyeler, yorganın altına TV izlemek, porselen çay takımlarıyla çay içmek, özel günlerde geniş aile yemekleri... Bunlar da hygge.”
/

Yani beraber ya da solo, evin içinde yapılan ve bizi mutlu eden her şey hygge kavramı içinde giriyor. Küçük hatta sıkışık ve sıcak bir ortamda bir anlamda kovuğumuza çekilmek, sadece kendi istediğimiz şeylerle uğraşmak... Kendimizi suçlayıp cezalandıracağımıza hayatın tatlı yönlerine yüzümüzü dönmek. Öncelikle şu diyet yapma hastalığından kurtulmak mesela. Diyet yapıp duracağımıza insanın yaşamak ve sağlıklı olmak için aslında ne kadar az yiyeceğe ihtiyacı olduğunu keşfedip az yemeyi öğrenmek... Gelelim detaylara.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
Aydınlatmaya dikkat edin
/

Öncelikle atmosfer çok önemli. Işığın rengi sarı. Beyaz ışıklı floresan kılıklı her türlü ampulden derhal kurtuluyoruz. İçinde en fazla vakit geçirdiğimiz odaya dimmerlı anahtar koyup ışığın düzeyini istediğimiz düzeye getiriyoruz. Yerden aydınlatma her zaman ideal olanıdır. Işığı mekana doğru oranda dağıtmak önemli. Odanın içinde mümkün olduğu kadar fazla noktaya aydınlatma elemanı koymaya çalışın. Aman ha, hepsini aynı anda yakmaya kalkmayın. Her defasında farklı bir kombinasyon deneyin. Mekanın ışık değerleri hep farklı ama yumuşak olsun. Bu şekilde dekorasyonu değiştirmeden bambaşka atmosferler yaratma şansınız olacak. Mumlar ve şömine de aydınlatma açısından önemli öğeler. Ateşin renkleri, dokusu, sıcaklığı evin içinde ne kadar fazlaysa konfor katsayısı o kadar yükselir.
Teknolojiden uzak durun!
/

Eve girdikten sonra o telefonu kapatmayı deneyin. İnsanlar size ulaşmak istediklerinde sizi ev telefonundan aralamaları gerektiğini bilsinler. Tam olarak eski usul. Göreceksiniz, ev telefonundan arama konusu pek çok kişiyi caydıracak. Ancak çok önemli konular için hygge ortamınız kesintiye uğrayacak. Sosyal medya hastalığınızdan da kurtulmuş olacaksınız. Evet, artık kabul edin, -sosyal medya bağımlılığı psikolojik bir rahatsızlık...
Haberin Devamı
Haberin Devamı
Küçük bir hygge köşesi yaratın
/

Evin en mutlu olduğunuz köşesini belirleyip orayı tam bir kozaya çevirin. Tüm detaylar size özel, rahatınız için düşünülmüş olsun. Çok rahat bir koltuk ya da daybed, bolca yastık, yumuşacık bir battaniye, belki tepenizden sarkan bir “mobile” heykel... Etrafınızda kitaplar... Kendinizi şımartın.
İyi bir okuma listeniz olsun
/

Eylül ayı itibariyle oturup kendinize bir okuma listesi çıkarın. En az 10 kitap olsun, kış boyunca 8’ni, 5’ini okuyun önemli değil. Ama sizi mutlu edecek, kafanızı dağıtacak kitaplar seçmeye dikkat edin. Eğitici öğretici, ağır, psikolojik, sıkıcı her tür kitabı başka bahara bırakın. Heyecanlı dedektif romanlarından klasik aşk romanlarına, bilimkurgudan korkuya uzanan yelpazede gezinin. Dışarıda sular seller akarken siz hygge köşenizde battaniyenizin altında maceradan maceraya koşun.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
Aile ve arkadaşları eve davet edin
/

Koza yaratın derken kendinizi yalnızlığa mahkum edin demiyoruz elbette. Aile ve arkadaşlarla ev ortamında özellikle birlikte yemek yemek mutluluk hormonu salgılamanıza yol açar. Hoş sohbetler, playstation heyecanı, hatta eskiden anne-babaların yaptığı gibi konken-briç partileri size iyi gelecek. İşin püf noktası bunu düzenli hale getirmek. Örneğin her ayın ikinci Cumartesi günü bir arkadaşın evinde playstation oynamak için toplanmayı adet haline getirin. İki sandalyeyi birbirine bakacak şekilde yerleştirdiniz mi, çocuklar için en tatlı uyku garanti. Onlar için tasalanmayı bırakın. Gece boyu onlar da kendi aralarında o kadar çok tepinip eğlendiler ki, yorgunluktan bitap düştüler.
Tatlı yemekten korkmayın
/

E, abartmayın tabii ama kendinizi tatlıdan uzak tutmayın. Sadece ağır şerbetli tatlılar yerine ayva, armut, elma ve havuçlu tatlıları tercih edin. Tatlıları kendiniz yapın ve mümkünse meyvenin kendi şekeriyle yetinin.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
Yavaşlayın
/

Her ne yapıyorsanız onu yavaş yavaş yapın. Evin içinde hiçbir şey için acele etmenize gerek yok. Yemek yapıyorsanız, yavaş yapacağınız bilinciyle biraz erken başlayın. Yiyorsanız, rakı balık adabı gibi hızdan uzak, bol sohbetli bir stil benimseyin. Ekmeğinizi bile kendiniz yapmayı deneyin. Hamurla oynamak, yuvarlamak, pişen ekmeğin kokusunu içine çekmek kadar insanı rahatlatan mutlu eden bir ev etkinliği düşünülemez.
Sıcak içecekleri çeşitlendirin
/

Elinizde sıcak bir içecek mutlaka olmalı. Kahve, çay, sıcak şarap, sıcak çikolata... Bu, tüm atmosferi tamamlayan, baktığımız, hissettiğimiz, dokunduğumuz atmosferi tatmamızı sağlayan çok önemli bir detay. Fincanlarınızı özenle seçin. Örgü delisiyseniz kupaların çevresine renk renk koruyucu kılıflar örerek, ya da keçeden dikerek aynı kupaya farklı karakterler yükleyebilirsiniz.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
Kendinizi yumuşacık tekstillere bırakın
/

Bolca yumuşak ve sıcak detay... Yani içine gömüldüğümüz koltuklar, sıcacık yünlü örgü battaniyeler, çoraplar, hırkalar, üst üste, alt alta evinizin her köşesinde kolaylıkla ulaşabileceğiniz mesafede dursun. Kroşe, haroşa nasıl seviyorsanız, öyle. Tek şart, malzemelerin doğal olması. Sentetik detaylara burada yer yok.
/

Evde ne giydiğinize dikkat edin. Birbiriyle alakasız eski püskü yırtık pırtık eşofmanlar giymek yerine eve özel, sadece kendiniz için bir ev giyim stili yaratın. Evde hem rahat hem şık olmanın yollarını keşfedin.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
Hygge-junkie olmayı
/

Her şeyde olduğu gibi bu keyif konusunu abartanlar da var tabii ki. Aşırı pinekleme, aşırı hareketsizlik, aşırı abur cubur tüketme, vesaire. Gelsin kalp ve damar hastalıkları... Dikkatli olun. Doğada arkadaşlarla yürüyüş yapmak da hygge kavramının dahilinde...
Bir değil, birkaç hobi edinin
/

En çok neyi sevdiğinizi keşfedebilmek için denemek lazım. İnsan bir şeyi sevip sevmediğini ancak yaparken anlıyor. Denemekten korkmayın. İlginizi çeken her şeyi çevrenizdekiler ne derse desin deneyin. Bir bakmışsınız, aklınıza hiç gelmeyecek bir sanatta herkesten daha yeteneklisiniz. O anı yakaladıktan sonrası zaten tam bir çılgınlık. Hobi deyip geçmeyin. İnsanı kendisine esir edip yaşama sebebi haline bile gelebiliyor.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
Sevdiğiniz kokuları keşfedin
/

Yemek yerken aslında tat almıyoruz, koku alıyoruz, biliyorsunuz değil mi? Koku duyumuz diğerlerine göre çok daha hassas. Bu sebeple evde kötü kokuya sebep olacak hiçbir şeye mahal vermediğimiz gibi, aromatik kokular arasından sevdiklerimizi keşfe çıkıyoruz. Aromaterapi denizine dalmanın tam zamanı. Farkında olmadan mutlu olmak için çok önemli bir detay.
Değişime kucak açın
/

Aydınlatma örneğinde olduğu gibi, evinizin dekorasyonunun değişken ve esnek olabilmesi çok önemli. Ağır, kütlesel mobilyalarınızı bej tonlarında seçerseniz üzerine koyacağınız aksesuarlar ve farklı aydınlatma yöntemleriyle iç mekanda her mevsim farklı bir atmosfer yaratma şansınız olur. Değişim, yenilik ve ferahlıktır. Kendinizi yenileyin. Fikirlerinizi yenilerken eviniz arkada kalmasın. Bir şeyi bir yere koyup 10 sene orada unutmayın. Periyodik olarak eşya temizliği yapıp fazlalıkları ihtiyacı olanlara yönlendirin. Çark dönsün, bir mobilya, giysi ya da alet; ikinci, üçüncü ellerde yeniden, yeniden hayat bulsun.