Ukrayna’nın kültür başkenti Lviv’de bir parça mutluluk
Kış tatili için nereye gidiyorsun sorusunun son 2 yıldır tartışmasız cevabı, “Ukrayna” benim için. Fakat Ukrayna bu zamana kadar bu cevabı verdiğim hiç kimsede bir tatil bölgesi olma hissini yaratamadı maalesef. Belki de alışılagelmiş bir destinasyon olmadığından, belki de hep gece hayatı ile gündeme gelmesinden...
Haberin Devamı
/

Aslında benim için de ilk seyahat edeceğim zaman, o dönemde ülkede yaşanan karışıklıklar nedeniyle güvenlik açısından bir soru işareti idi. Son haftaya kadar hala kararsızdım fakat son anda cesaretimi toplayıp rezervasyonlarımı yapıp büyüleyici ve beni kendine bağlayan bir şehir keşfetmiş oldum.
/

Kiev ve Odesa, Ukrayna’nın en çok ziyaret edilen ve en çok bilinen şehri, fakat uzun araştırmalar sonunda Ukrayna’nın Polonya sınırında günlük hayatta ve kültürel yapısında Avrupa etkisinin baskın olarak görüldüğü bir şehir olan Lviv ile karşılaştım. Kent, tarih içinde Polonya, Avusturya-Macaristan ve Sovyetler birliği olmak üzere birçok imparatorluğun parçası olmuş. Bu durum kentin fiziksel ve kültürel yapısını da etkilemiş ve bu özelliği nedeniyle kentsel doku ve mimarisi ile Unesco Dünya mirası listesine girmiştir.
Haberin Devamı
/

Şehir merkezine ilk ulaştığımda Opera binasının önüne geldim ve kendimi film sahnesinin içine düşmüş gibi hissettim. Tatil öncesi Google Sokak görünümünde şehir sokaklarını epey dolaşmıştım o küçük adamı havadan sokaklara bırakarak… O sahnenin gerçek olması o an beni oldukça heyecanlandırdı. Lviv oldukça küçük, tarihi, kompakt, yaşanabilir ve hareketli bir üniversite şehri. Kentin ana meydanı olan Rynok square, 17. ve 18.yy’a ait Rönesans ve Gotik mimarinin en güzel örneklerinin sergilendiği çekici, canlı ve günün her saati kalabalık önemli bir çekim noktası. Aslında şehirde ne kadar dolaşırsanız dolaşın hep bu meydanın etrafında dolaşmış oluyorsunuz.
/

Lviv’e ilk gittiğim dönem Noel dönemiydi ve Opera binasının önünde ve Rynok square’de Noel pazarları yavaş yavaş kurulmaya başlamıştı. Işıl ışıl bir kent ve insanın yüzünü donduran bir soğuğa denk gelmiştik. En fazla 15 dakika yürüdükten sonra kendimizi hemen bir kafeye atma ihtiyacı ile geçti tüm seyahatimiz malum hava durumu nedeniyle. Böylelikle birbirinden güzel yiyecek ve içecekleri deneme şansı yakaladığımız birçok farklı konseptte kafe keşfetmiş olduk.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
/

Çikolatalı makarna sanırım hayatım boyunca unutamayacağım tatlardan biri oldu- tatmasam da olurmuş- . İkinci gidişimde ise Cadılar bayramı’na denk gelmiştim ve inanılmaz eğlenceli bir dönemdi. Kent zaten sanat, kültür, müzik ve festivalleri ile oldukça meşhur. Yıl boyunca en azından bir festival veya kutlamaya denk gelmemek gerçekten imkânsız.
/

Her ne kadar içinde dünyaca ünlü insanları değil Ukrayna tarihi için önemli insanların mezarlarını barındırsa da Lychakiv mezarlığı, muhteşem heykelleri ve düzenlemesiyle belki de Pere Lachaise’den sonra Avrupa’daki en büyük ve gezilesi mezarlıklardan biri. Şehir merkezinden yürüyerek ulaşılan şehir parkı Stryisky ise asırlık ağaçları ve oldukça meraklı sincapları ile karşılayabiliyor insanı. Lviv bu derece sürprizli bir şehir…
Haberin Devamı
Haberin Devamı
/

Lviv, çikolata ve kahvesi ile oldukça meşhur. Kahvenin kökeninde ise Türkler’e dayanan bir hikâye yatıyor. Ukrayna Kazakları tarih içerisinde sık sık Osmanlı’ya akınlar düzenlemişler ve bu akınların birinde esir düşen Ukrayna’lı Kulchichkiy, esirliği boyunca Türk adetleri ve kültürü ile aşina olmuş ve Türk kahvesi ile bu dönemde tanışmış. Esaret dönemi sona erdikten sonra Viyana’ya taşınan Kulchichkiy, Osmanlılar’ın Viyana kuşatması sırasında kent tam teslim olmak üzereyken Lorraine Dükü V. Charles’dan yardım istemek için Türk kılığına girerek kendisine mektup ulaştırır.
/

Yardım geleceğini duyan Avusturya’lılar teslim olmaktan vazgeçerler ve kuşatma Osmanlı mağlubiyeti ile sona erer. Kulchichkiy, Osmanlılardan ele geçirilen kahveyi alır ve Viyana’da kahve satışı yapan bir kafe açar. Lviv’lilerin kahve ile tanışmasına sebep olan Kulchichkiy’in bir heykeli de Lviv de yer alıyor.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
/

Lviv benim için kent gürültüsünden, karmaşadan uzaklaşmak, dinlenmek aynı zamanda kültürel etkinlikler ve festivallere katılabildiğim, hayatın yavaş aktığı tam bir rehabilitasyon merkezi oldu. Bir o kadar güzel yemekleri, Avrupa’da denediğim en iyi tatlıların olduğu, her tarafı çikolata ve kahve kokan, tarihi ve kültürel kent merkezi ile insanı büyüleyen bir şehir. “Lviv, bir parça çikolata gibi” yorumu sanırım çok da yanlış olmaz. İlk parçadan sonra mutluluk veren ve insana kendini iyi hissettiren ve tekrar tatmak için tutkunu olabileceğiniz bir şehir. En azından benim için sadece kentin doğal atmosferini hissedebildiğim, birbirinden farklı kafelerinden birinde dinlenebileceğim ve insanı sürekli şaşırtan güzel sürprizler ile karşılaştığım bir şehir. Kentin sloganı duygularımın tam tercümesi aslında JUST LVIV IT…
/

Haberin Devamı
Haberin Devamı
/

/

Haberin Devamı
Haberin Devamı