

Saatler Türkiye’de 22’yi gösterirken ekrana yansıyan adamın verdiği ilk izlenim halı sahaların ilk açıldığı yıllarda kaleye geçen üst mahalleden Burhan abi.
Plajda da çıplak ayakla geçer kaleye, maç biter bitmez de denize koşar. Muhtemelen Neymar atar Ochoa sayar.
Tarih işte bu peşin hükümlerini yiyenlerle dolu.
Bana da oldu.
Önce “abi sürekli üstüne geliyor ya, çok ballı” diye kıvırdım ama Neymar’ın direk dibine vurduğu kafayı çıkarınca biraz utandım. Huzurlarınızda başta Ochoa olmak üzere ön yargıyla yaklaştığım tüm insanlardan özür dilerim. Golleri kaçıran arkadaşlar da bankoculara bir özür borçlu muhtemelen.
Dünya Kupası’ndaki yegane markamız Cüneyt Çakır da temel felsefesi olan “içeride başka dışarıda başka” prensibine uygun düdük çaldı. Genelde kontrollüydü, risk almadı. En kritik anda Marcelo Cüneyt Hoca’nın Nani’ye gösterdiği kırmızıyla Manchester’ı darmadağın ettiği o malum Real maçını hatırlamış olacak ki ceza sahasında şöyle bi savuruverdi kendini yere. Hatta düşerken de “bak ben düşüyorum haa, Marcelo” diye göğsüne vurdu. Çakır çalmadı. Futbol aleminde ilk turun en iyi hakemi sıralamasına girdi. Darısı içerideki maçlara.
Geceden geriye Yeni Zelanda’nın uzak bir kasabasında bir sahil çay bahçesinde sorulan şu kritik soru kaldı:
“Dünyadaki en iyi üç Brezilyalı golcü Hulk, Fred ve Jo mudur abi gerçekten?”
Şu Dünya Kupası tahminlerini okumaya başlayana kadar benim için Belçika, sıkıcı Avrupa Birliği haberleri, çikolata ve kayınbiraderin dolaptan eksik etmediği vişneli biradan ibaretti.
Kadroya baktım, bilenleri okudum, her mevkide en kalbur üstü liglerin dayıbaşı takımlarında oynayan arkadaşlar var. Spiker kadroyu sayarken bizim misafirler neredeyse 11 kez “Aaaa bu da mı Belçikadaymış” dedi.
Ne duruyorsun helva yapsana aşamasında sıkıntı çıktı.
Belçika hücumlara Bosna karşısındaki Arjantin gibi Mehter Marşıyla çıktı. Pozisyon bulamadığı gibi bir de üstüne yedi. Sonra Cezayir üç büyüklerle oynayan Çaykur Rize moduna geçti, ceza sahasına gömüldü. Belçika denedi, denedi. Ama bu denemelere tempo ekleyemeyince maç squash’a döndü.
Duvara karşı filmini bitiren ikinci yarıda oyuna giren Uzun adam Fellaini oldu. Zaten o an herkes ikincinin de geleceğini anlamıştı. Geldi. Uzaktan Hazard zannedilen Mertens attı, Cezayir bitti. Belçika’nın doksan artı üç’te yakaladığı kontrayı Hollanda yakalasa doğrudan gole giderdi. Onlar maç bitsin diye kenara sürükledi. Demek ki daha gidecek yolları vardı.
Türkiye’nin önemli bir bölümü uyurken Ruslar Güney Kore üzerinden sıcak denizlere inmeye çalıştı ama yine başaramadılar. Ayastefanos dolaylarında geri bile düştüler. Sonra beraberliği bulup kampa döndüler.
Dünya Kupamızın ilk turu bitti. Doksanlı yıllardan bu yana en gollü, en heyecanlı başlangıç oldu. Sokaktaki arkadaşların haklı isyanını unutmadan futbola devam.
Saatler Türkiye’de 22’yi gösterirken ekrana yansıyan adamın verdiği ilk izlenim halı sahaların ilk açıldığı yıllarda kaleye geçen üst mahalleden Burhan abi.
Plajda da çıplak ayakla geçer kaleye, maç biter bitmez de denize koşar. Muhtemelen Neymar atar Ochoa sayar.
Tarih işte bu peşin hükümlerini yiyenlerle dolu.
Bana da oldu.
Önce “abi sürekli üstüne geliyor ya, çok ballı” diye kıvırdım ama Neymar’ın direk dibine vurduğu kafayı çıkarınca biraz utandım. Huzurlarınızda başta Ochoa olmak üzere ön yargıyla yaklaştığım tüm insanlardan özür dilerim. Golleri kaçıran arkadaşlar da bankoculara bir özür borçlu muhtemelen.
Dünya Kupası’ndaki yegane markamız Cüneyt Çakır da temel felsefesi olan “içeride başka dışarıda başka” prensibine uygun düdük çaldı. Genelde kontrollüydü, risk almadı. En kritik anda Marcelo Cüneyt Hoca’nın Nani’ye gösterdiği kırmızıyla Manchester’ı darmadağın ettiği o malum Real maçını hatırlamış olacak ki ceza sahasında şöyle bi savuruverdi kendini yere. Hatta düşerken de “bak ben düşüyorum haa, Marcelo” diye göğsüne vurdu. Çakır çalmadı. Futbol aleminde ilk turun en iyi hakemi sıralamasına girdi. Darısı içerideki maçlara.
Geceden geriye Yeni Zelanda’nın uzak bir kasabasında bir sahil çay bahçesinde sorulan şu kritik soru kaldı:
“Dünyadaki en iyi üç Brezilyalı golcü Hulk, Fred ve Jo mudur abi gerçekten?”
Şu Dünya Kupası tahminlerini okumaya başlayana kadar benim için Belçika, sıkıcı Avrupa Birliği haberleri, çikolata ve kayınbiraderin dolaptan eksik etmediği vişneli biradan ibaretti.
Kadroya baktım, bilenleri okudum, her mevkide en kalbur üstü liglerin dayıbaşı takımlarında oynayan arkadaşlar var. Spiker kadroyu sayarken bizim misafirler neredeyse 11 kez “Aaaa bu da mı Belçikadaymış” dedi.
Ne duruyorsun helva yapsana aşamasında sıkıntı çıktı.
Belçika hücumlara Bosna karşısındaki Arjantin gibi Mehter Marşıyla çıktı. Pozisyon bulamadığı gibi bir de üstüne yedi. Sonra Cezayir üç büyüklerle oynayan Çaykur Rize moduna geçti, ceza sahasına gömüldü. Belçika denedi, denedi. Ama bu denemelere tempo ekleyemeyince maç squash’a döndü.
Duvara karşı filmini bitiren ikinci yarıda oyuna giren Uzun adam Fellaini oldu. Zaten o an herkes ikincinin de geleceğini anlamıştı. Geldi. Uzaktan Hazard zannedilen Mertens attı, Cezayir bitti. Belçika’nın doksan artı üç’te yakaladığı kontrayı Hollanda yakalasa doğrudan gole giderdi. Onlar maç bitsin diye kenara sürükledi. Demek ki daha gidecek yolları vardı.
Türkiye’nin önemli bir bölümü uyurken Ruslar Güney Kore üzerinden sıcak denizlere inmeye çalıştı ama yine başaramadılar. Ayastefanos dolaylarında geri bile düştüler. Sonra beraberliği bulup kampa döndüler.
Dünya Kupamızın ilk turu bitti. Doksanlı yıllardan bu yana en gollü, en heyecanlı başlangıç oldu. Sokaktaki arkadaşların haklı isyanını unutmadan futbola devam.