hourSON DAKİKA
left-arrowright-arrow
weather
İstanbul
down-arrowup-arrow

    Bertold Brecht şiirinden örnekler

    Bertold Brecht şiirinden örnekler
    expand

    Haberin Devamıadv-arrow
    Haberin Devamıadv-arrow

    Sorular
     
    Ne giydiğini yaz bana!
    Sıcak tutuyor mu?
    Nasıl uyuduğunu yaz bana!
    Yatağın yumuşak mı?
    Nasıl göründüğünü yaz bana!
    Hep aynı mısın?
    Neyi özlediğini yaz bana!
    Kolumu mu?
    Nasılsın, yaz bana!
    Hoş tutuyorlar mı seni?
    Ne bok yiyorlar, yaz bana!
    Cesaretin yetiyor mu?
    Ne yaptığını yaz bana!
    Yaptığın şey iyi mi?
    Neyi düşündüğünü yaz bana!
    Beni mi?
    Elbette sorulardır sana bütün verebildiğim.
    Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim, mecburum buna.
    Yorgunsan, uzatamam sana elimi.
    Ya da açsan, seni besleyemem.
    Sanki yaşamamışım bu dünyada, hiç yokmuşum.
    Unutmuşum sanki seni.
     
    Duvara Tebeşirle Yazılan
     
    "Savaş istiyoruz!"
    En önce vuruldu
    bunu yazan
     
    Dört Aşk Şarkısı
     
    1.
    Senden ayrıldığımda
    O güzel günün sonunda
    Açılınca gözlerim
    Ne çok sevinçli insan varmış dedim.
     
    İşte o akşamdan sonra
    Sen bilirsin ya
    Daha güzel dudaklarım
    Çekirge gibi çevik bacaklarım
     
    Ben böyle olalı beri
    Daha yeşil ağaç, fidan ve tarla
    Daha bir güzel suyun serinliği
    Başımdan aşağı boşaltınca
     
    2.

    Beni sevindirdiğinde
    Bazen düşünürüm:
    Şimdi ölüversem
    Mutlu kalırım
    Sonsuza kadar.
     
    Sonra yaşlanıp
    Beni düşündüğünde
    Tıpkı bugünkü gibi görünürüm sana
    Bir sevdiceğin olur
    Henüz gencecik.
     
    3.
    Küçücük dalda yedi gül
    Altısını rüzgar alır
    Ama biri kalır
    Bulayım diye onu
     
    Yedi kez çağıracağım seni
    Altısında gelme
    Ama söz ve yedincisine
    Tek sözümle gel.
     
    4.
    Bir dal verdi bana sevgili
    Üzerinde sarı yapraklarda
     
    Yıl dediğin geçer gider
    Aşk ise hep yeni başlar.
     
    Erik Ağacı
     
    Avludaki erik ağacı bir küçük bir küçük,
    benzemiyor doğru dürüst bir ağaca bile.
    Ama gene de parmaklıkla çevrili dört yanı,
    korunsun diye güvenlik içinde.
     
    büyüyemiyor, zavallıcık,
    büyümeyi isterdi tabii.
    Çok az görüyor güneşi,
    yapacak bir şey yok artık.
     
    Erik ağacı erik vermiyor hiç.
    Gel de erik ağacı olduğuna inan.
    Ama gene de bir erik ağacı o,
    belli yapraklarından.
     
    Savaşın Başlangıcı
     
    Almanya tepeden tırnağa silahlanırsa bir kere,
    çok büyük belalar gelecek başına,
    ve davulcu savaşını başlatacak.
    Gene de Almanya'yı sizler savunacaksınız
    tanımadığınız o yabancı ülkelerde
    savaşacaksınız sizin gibi insanlarla.
     
    Davulcu saçmasapan söz edecek kurtarıştan,
    ama eşi görülmemiş olacak ülkedeki baskı.
     
    Ve o kazanabilir her savaşı
    sok savaştan gayrı.
     
    Yitirilince davulcunun savaşı
    kazanılmış olacak Almanya'nın savaşı.
     
    Oyun Yazarının Türküsü
     
    Ben bir oyun yazarıyım.
    Gördüğümü gösteririm.
    Nasıl alınıp satıldığını gördüm insan pazarlarında insanların
    Bunu gösteririm, ben, oyun yazarı.
     
    Birbirlerinin odalarına ne düzenlerle girdiklerini,
    nasıl coplarla ya da parayla,
    sokakta nasıl durduklarını ve beklediklerin,
    nasıl tuzaklar kurduklarını birbirlerine,
    sözleştiklerini
    umutla nasıl,
    nasıl astıklarını birbirlerini,
    nasıl seviştiklerini,
    çapulculukla kazandıkları parayı
    nasıl savunduklarını
    ve nasıl yediklerini.
    Bütün bunları gösteririm ben.
     
    Birbirlerine söyledikleri sözcükleri dökerim kağıda.
    Ananın oğluna neler söylediğini,
    işçiye neler buyurduğunu işverenin,
    nasıl yanıt verdiğini karının kocaya,
    tüm yalvaran sözcükleri, tüm buyuran sözcükleri,
    yaltaklanan sözcükleri, aldatan sözcükleri,
    yalan söyleyen, bilmeyen,
    güzel ya da yaralayan...
    Bunları kağıda dökerim ben.
     
    Yaklaşan kar fırtınalarını görürüm
    ve yaklaşan depremleri,
    yolu tıkayan dağları görürüm
    ve yataklarından taşan nehirleri.
    Ama şapkaları var kar fırtınalarının,
    depremlerin cüzdanlarında paraları,
    dağlar gelirler arabalarından inerek,
    şahlanan nehirler denetler polisi.
    Ben ışığa çıkartırım bunların hepsini.
     
    Gösterebilmek için gördüklerimi
    başka halkların, başka çağların oyunlarını okurum.
    Bir iki oyun yazdım, inceleyerek
    iyice o zamanın tekniğini ve
    kaparak işime yarayacak olanı.
    İngilizlerce nasıl sunulduklarını inceledim büyük feodal kişilerin
    inceledim zengin kişileri,
    ki onlar için dünya sadece özgelişimleri içindi.
    Ahlakçı İspanyolları inceledim,
    o harika duyguların ustaları olan Hinlileri
    ve aile kurumunu gösteren Çinlileri
    ve kentlerdeki çok renkli kaderleri.
     
    Kentlerin ve evlerin görünümü, benim zamanımda
    öylesine çabuk değişiyor ki,
    iki yıl ayrılıp geri geldin mi
    olursun bir başka kente yolculuk gibi.
    İnsanlar kalabalıklar halinde değiştirivermişler görünümlerini
    şu birkaç yıl içinde.
     
    Fabrika kapılarından içeri giren işçiler gördüm ve kapı yüksekti,
    ama dışarı çıktıklarında bükülmüştü belleri.
    O zaman şöyle dedim kendi kendime:
    Her şey değişmede
    ve her şey sadece kendi zamanına göre.
     
    Ve böylece ben,
    her sahneye kodum bir tanıtma işareti
    ve her fabrika avlusuna ve her odaya yıl sayısını işaretledim
    sığırlarını damgalayan çobanlar gibi.
     
    Ve orada kullanılan tümcelere de
    bir tanıtma işareti kodum,
    unutulmasınlar diye yazılan
    geçici insanların deyişleri gibi
    olsunlar diye onlar da.
     
    İşçi tulumu içindeki kadının o yıllarda
    bir bildiri önünde eğilip söylediklerini,
    ve şapkaları enselerinde borsacıların
    katipleriyle dün nasıl konuştuklarını,
    bu olayların geçtiği yılların
    geçiciliği ile damgalandım.
     
    Ama bütün bunlara bir şaşırtıcılık verdim,
    bunların en bilinenlerine bile hatta.
    Bir kimsenin inanmayacağı bir şey gibi döktüm kağıda.
    Hiç kimsenin görmemiş olduğu bir şey gibi sundum
    bir kapıcının kapıyı çarpmasını donan bir insan yüzüne.
     
    Generalim Tankınız Ne Güçlü
     
    Tankınız ne güçlü generalim,
    Siler süpürür bir ormanı,
    Yüz insanı ezer geçer.
    Ama bir kusurcuğu var;
    İster bir sürücü.
     
    Bombardıman uzağınız ne güçlü generalim,
    Fırtınadan tez gider, filden zorlu.
    Ama bir kusurcuğu var;
    Usta ister yapacak.
     
    İnsan dediğin nice işler görür, generalim,
    Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin.
    Ama bir kusurcuğu var;
    Bilir düşünmesini de.

    Sıradaki Haberadv-arrow
    Sıradaki Haberadv-arrow