hourSON DAKİKA
left-arrowright-arrow
weather
İstanbul
down-arrowup-arrow

    Tarihte bugün: 19 haziran

    Tarihte bugün: 19 haziran
    expand

    SSCB adına casusluk yaptıkları iddiasıyla ölüm cezasına çarptırılan Ethel ve Julius Rosenberg çifti 1953'te ABD'de elektrikli sandalyeyle idam edildi.

    Haberin Devamıadv-arrow
    Haberin Devamıadv-arrow

    Elektrikli sandalyeyle idam bir dönem ABD'nin çoğu eyelatinde kullanılmıştı. 1960'lı yıllarda kullanımı durduruldu. ABD şimdi şırıngayla idamı tercih ediyor.
     
    Aşağıdaki yazı Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan 'Cogito' dergisinin 34'üncü sayısından (2003) alınmıştır. Simon Jones'un Syd Dernley isimli cellatla yaptığı söyleşi 'Syd ile Görüşme' başlığıyla yayımlanmıştı.
     
    Celladın Seçimi
     
    Bir insan nasıl infaz memuru olur? Niye bu mesleği seçer? Özyaşamöyküsü 'İnfaz Memurunun Öyküsü'nde (The Hangman's Tale), Syd Dernley şunları yazıyor:
     
    "İnsanları öldürmek istediğimden değil; bir yolculuk ve macera duygusu uyandırdığı, kötü ünlü canileri göreceğim ve ünlü detektiflerle karşılaşacağım için."
     
    Neden polisliği seçmediğini sordum.
     
    "O zamanlar, ruhsatlı, susturuculu 22 kalibrelik bir tüfeğim, bir de susturuculu 22 kalibrelik bir tabancam vardı; Sherwood Ormanı'na yalnızca 6 mil uzaklıkta yaşıyorduk ve sülünlerle kekliklerden hoşlanıyordum" diyor Syd muzip bir sırıtışla.
     
    Syd belli ki heyecanlı öldürmelerden zevk duyuyor. Sordum: Başka infaz biçimlerine, sözgelimi, kafa keserek idama katlanabilir miydi?
     
    Syd bu öneriyi bir süre düşünüp sonra gülerek ekliyor: "Kahrolasıca kelleleri uçuruvermek! Elbette yapabilirdim bunu. Vicdanım, bir vicdanım varsa şayet, rahat olurdu. Kömür madeninde çalışırken çekiç kullanmakta ustaydım. Uçur kellesini!"
     
    Daha sonra, Syd son Fransız infaz memurunun birkaç yıl önce onu ziyaret ettiğini söylüyor ve anımsatıyor: Kan bıçaktan birkaç metre öteye sıçradığı için, celladın giyotinden epey uzak durması gerekiyormuş. Bu tatsız olguyu anlatırken Syd'in yüzünde muzip bir sırıtış var.
     
    Tahmin edebileceğiniz gibi, Syd Dernley hala idamın ateşli savunucularından. Konu hakkında belli ki pek çok şey bilmesine karşın, gerekçeleri oldukça basit.
     
    Ölüm cezasının yeniden yürürlüğe sokulması için o bildik, basmakalıp gerekçeleri yineliyor; geçerli bir yanıt veremediği bir soruya büsbütün uygunsuz bir karşılık vermeye çalıştığı hissi doğuyor. Doğruyu söylemek gerekirse, sinir bozucu bir durum.
     
    Ne var ki, bir konuda -idamı en çok kimlerin hak ettiği konusunda- çok net görüşleri var: "Özellikle, küçük çocukları öldürenler. Yasa ne derse desin, onların bugün de idam edilmeleri gerekir ve birçok kimse benimle aynı görüşte."
     
    Syd, 1950'de Norwich Hapishanesi'nde son derece kötü infaz edilen bir idama katılmış. İdama mahkum edilen Norman Goldthorpe asılırken başlığı ilmeğe sıkışmış. Syd açıklıyor:
     
    "Bence kötü bir işti, adam ipte can veriyordu. Boynu kırılmamış, ama birkaç dakika sonra ölmüştü. İdamı infaz eden Harry Kirk'e başka bir infaz görevi verilmediğini biliyorum."
     
    Cesedi incelemeye gittiğinde, idam mahkumunun hala yaşıyor olduğunu görse ne yapardı Syd? Yanıtı basitti: "Bilmiyorum. Bu konuda açkı kurallar yoktu."
     
    İnfazların daha karmaşık olduğu ABD'e, kötü idam kabusu zaman zaman gerçek oluyor. Ölüm şırıngası gibi sözde insani yöntemlerle, insanların yaşamsal organlarının işlevleri sona erdiği için, 15 dakika boyunca büyük bir acı çekerek öldükleri biliniyor.
     
    Gaz odasında infazlarda, idam mahkumuna, gaz odaya girer girmez, sıkça ve derin nefes alması söyleniyor. Ama mahkumun yaşamak için verdiği irade dışı mücadele yavaş ve acı verici bir ölümle sonuçlanabiliyor.
     
    Daha da kötüsü elektrikli sandalye; yanlış bağlantılar ve iletkenler insanların sözcüğün gerçek anlamıyla kızararak ölmelerine yol açmış.
     
    John Evans'ın Alabama'da idam edildiği 1983 yılında, Evans nefes almaya çalışırken yüzündeki maskeden alevlerin çıktığı görülmüştü. Mahkumun öldürülmesi 15 dakika sürmüş ve Evans'ın bedeninde ağır yaralar oluşmuştu.
     
    Bu korkunç olaylara rağmen (ya da bunlar yüzünden), ABD'de idamların televizyonda canlı olarak gösterilmesi yönünde girişimler oldu. Syd'e bunun iyi bir fikir olup olmadığını sordum.
     
    "Doğrusu, hala idamlara yönelik büyük ilgi olsa da hayır. Ruth Ellis ölüm cezasına çarptırıldığında, bir hafta içinde 234 kişi İçişleri Bakanlığı'na mektup yazmış, infaz memuru yardımcısı olmak ya da infazı seyretmek istediğini bildirmişti...
     
    "Halkın gerçek infazı seyretmesine izin verilmemesi gerektiği kanısındayım, ama bazı infazlar filme çekilip insanlara gösterilse iyi olurdu bence."
     
    Günün diğer önemli olayları
     
    1623: Fransız matematikçi Blaise Pascal hayata merhaba dedi.
    1862: ABD'de kölecilik yasaklandı.
    1868: Mithat Paşa, Emniyet Sandığı'nı kurdu.
    1885: Hürriyet Heykeli, Fransa'dan New York'a getirildi.
    1910: Dünya Babalar Günü, ilk kez ABD'de kutlandı.
    1910: Almanya'da 'Deutschland' adlı ilk zeplinin havalanışı başarılı oldu.
    1926: Mustafa Kemal, İzmir gezisini izleyen Anadolu Ajansı'na ünlü sözlerinin yer aldığı demecini verdi: "Benim naçiz vücudum
    bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
    1934: İran Şahı Rıza Pehlevi ve Atatürk, ilk Türk operası 'Özsoy'u izlediler.
    1945: 1991 Nobel Barış Ödülü sahibi Burma (Myanmar) muhalefet önderi Aung San Suu Kyi doğdu.
    1947: 'Şeytan Ayetleri' romanı nedeniyle İran'ın hakkında ölüm fetvası çıkardığı İngiliz yazar Salman Rushdie doğdu.
    1966: Güreş Milli Takımı, Kanada'daki Dünya Güreş Şampiyonası'nda birinci oldu.
    1968: İstanbul'da 40 bin çocuğun çocuk felci mikrobu taşıdığı açıklandı.
    1973: Dünya Sevgi Birliği Madalyası, 'Sev Kardeşim' ve 'Hayat Bayram Olsa' şarkılarından ötürü Şenay'a verildi.
    1973: Edebiyat tarihçisi ve eleştirmen Tahir Alangu 58 yaşında hayata veda etti.
    1978: Çizgi bant 'Garfield', 21 gazetede birden yayımlanmaya başlandı.
    1981: Eski Gümrük ve Tekel bakanlarından Tuncay Mataracı ile aynı davadan yargılanan 13 sanık, Yüce Divan tarafından tutuklandı.
    1992: 12 eylül askeri yönetiminin kapattığı partilerin açılması yasalaştı.
    1995: Bosna için toplanan yardım paralarını RP'ye aktarmakla suçlanan Süleyman Mercümek'in yargılanmasına başlandı.
     
    Tarihte bugün arşivi

    Ekim ayı arşivi
    Kasım ayı arşivi
    Aralık ayı arşivi
    Ocak ayı arşivi
    Şubat ayı arşivi
    Mart ayı arşivi
    Nisan ayı arşivi
    Mayıs ayı arşivi
    1 haziran
    2 haziran
    3 haziran
    4 haziran
    5 haziran
    6 haziran
    7 haziran
    8 haziran
    9 haziran
    10 haziran
    11 haziran
    12 haziran
    13 haziran
    14 haziran
    15 haziran
    16 haziran
    17 haziran
    18 haziran

    Sıradaki Haberadv-arrow
    Sıradaki Haberadv-arrow