"Dokunan yanar dedim, dokundum buradayım"

Odatv davasında Nedim Şener, izleyiciler arasında yer alan Uğur Dündar'a "tiyatroya hoş geldin" diye seslendi. Ahmet Şık ise savunmasında, "Dokunan yanar' dedim, dokundum buradayım" dedi. Davada sanıkların tutukluluk hallerinin sürmesine karar verildi.
Oda TV soruşturması kapsamında aralarında gazeteciler Nedim Şener ile Ahmet Şık'ın da bulunduğu 12'si tutuklu 14 sanık hakkında açılan davanın 8. duruşması sanık savunmalarının alınmasıyla devam etti.
"Savcılık kanıtların doğruluğunu ispatlamayı sanıklara bırakmış"
Bir önceki celsede savunması yarım kalan sanık Coşkun Musluk, mesleki faaliyetlerinden dolayı suçlandığını öne sürerek, "Gazetecilik ve sosyal hayatımla ilgili telefon görüşmelerim iddianameye konulmuş. Bu görüşmelerim nedeniyle terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyorum" diye konuştu.
Savcılığın hiçbir şeyi araştırmadığını savunan Musluk, "Savcılık, kanıtların doğru olup olmadığını ispatlamayı tutuklu sanıklara bırakmıştır" dedi.
Dijital belgelerin sahte olduğunu ve söz konusu belgelere hiç kimsenin inanmadığını iddia eden Musluk, şöyle devam etti:
"Bu davayla ilgili bir halk jürisi oluşmuştur. Bu davayı savunan cemaatin dışında bir tek gazete veya gazeteci yoktur. Ayrıca bu davanın iddianamesinin kabul edilmesi, AK Parti karşıtı herkesi tehdit altında bırakmıştır."
Başkan'dan güldüren sözler
Çakır, Yalçın Küçük'ün kitaplarını yayınlayan yayınevinin editörü olduğunu ve kitapların ilk sayfasında yayına hazırlayan şeklindeki ibarede adının yazılı olduğunu belirterek, "Bu durum yasal birşeydir. Baksalar görürlerdi. Ben bu iddianameyi hazırlayan savcının çok az çalıştığını düşünüyorum" dedi.
Kendisine Oda Tv'de yazı yazdığı sırada "Hocam" diye hitap ettiği Yalçın Küçük'ün Sadi müstehar (takma) adıyla yazı yazmasını söylediğini ifade eden Çakır, "Hocalar sevdikleri öğrencilerine isim takarlar, bu çok normal Mustafa Kemal Atatürk'e de Kemal ismini hocası vermiştir" diye konuştu.
"Ruşen Çakır da şimdi burada ama"
Çakır ayrıca Yalçın Küçük'ün kendisine "Çakır soyadıyla yazar olmaz" da dediğini belirtmesi üzerine, Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, salonda izleyici bölümünde oturan gazeteci yazar Ruşen Çakır'ın bulunduğu bölüme bakarak, "Müstehar isim konusunu daha önce Yalçın Küçük de detaylı olarak anlatmıştı. Sanırım gazeteci Ruşen Çakır da şimdi burada ama" deyince başta Ruşen Çakır olmak üzere salonda bulunanların güldüğü görüldü.
"Hoşgeldiniz tiyatroya"
Tutuklu sanık gazeteci yazar Nedim Şener, duruşmaya katıldığını gördüğü gazeteci Uğur Dündar'a "Hoş geldiniz tiyatroya" diye seslendi. Dündar ve Şener'in duruşmaya verilen arada ise bir süre sohbet ettiği görüldü.
Özel Yetkili 16.Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Sait Çakır, "Hiçbirimizin Ergenekon örgütüne ödediğimiz aidat makbuzu yok, kod adlarımız yok. Bu iddianamenin 134 sayfa, benim 130. sayfasına kadar hiçbir yerinde ismim geçmiyor. Benim bu iddianamede var olmamın tek sebebi Yalçın Küçük'e bulaşmış olmamdır. Bu iddianamede Yalçın Küçük'le görüşmek suç sayılmıştır. Bizim Yaçın Küçük'le aramızdaki ilişki hoca öğrenci ilişkisidir. Yalçın Küçük hem bilgi birikimi hem tecrübe. Ben kendisi ile tanışmadan önce 25 kitabını okudum" diye konuştu. (Kaynak: Timur Soykan'ın mahkemede yaptığı çizimdir. habervesaire.com'dan alınmıştır)
"Dokunan yanar' dedim, dokundum buradayım"
Tutuklu sanıklardan Ahmet Şık ise gazetecilik mesleğinde 20 yılı geride bıraktığını belirterek, şunları söyledi:
"Yargısız infazlarda öldürülenler için 'çatışmada ölü ele geçirilen teröristler' demedim. İşkence mağdurlarını görmezden gelmezlik etmedim. Gözaltında kaybedilenlerin 'örgüt kamplarına gittiği' yalanına ortak olmadım. Üniforma giyip askeri helikopterlerle yakılıp yıkılan köylere gidip 'bölücülerin hain saldırısı' diye yazmadım. Meçhul denen faillerin devletin tetikçisi olduğu gerçeğini de gizlemedim. Devletin kanla doldurduğu havuzda kulaç atıp kendime gazeteci de demedim. Tanık olduklarımı demokrasi havarisi kılığına girmiş kimileri gibi bugün değil yaşandığı dönemde yazdım. Söyledim. Askerlerden ya da polislerden gelen andıçları, yani önüne her konanı yazan bir gazeteci hiç olmadım. Sırtımı iktidarlara, üniformalı ya da kravatlı güç odaklarına da dayamadım. Anlayacağınız ne iktidar sözcüsü, ne polis muhbiri, ne de Mehmetçik gazeteci oldum. Sadece gerçeği doğru olarak aktarmaya çalıştım. Tutuklanana kadar da öyle yapıyordum. Tam da bu yüzden gazetecilik mesleğimi nasıl yaptığımı bu mahkeme salonunda anlatmak zorunda bırakıldım."
Adaletten, hukuktan yoksun, sahte ve düzmece belgelerle yürüyen politik bir yargılama nedeniyle hakim karşısında olduğunu vurgulayan Şık, iddianamede yer alan "Ergenekon üyesi olmadığı, ancak örgütün talimatıyla kitap yazdığı" yönündeki suçlamaları reddederek, şöyle konuştu:
"İddianamedeki suçlama tümüyle asılsızdır, reddediyorum. Tutukluluğumun ilk günlerinde birisi 'Elimizde açıklayamayacağımız çok gizli deliller var' demişti. Ancak 6.5 ay sonra iddianame ortaya çıktığında gördük ki; o çok gizli, açıklanamaz denen deliller malum medyaya servis edilen polis andıçlarından, yani yalanlardan ibaretmiş. Bugüne kadar yazdıklarımın içeriğiyle gurur duyarak söylüyorum, sosyalist kimliğime bakılırsa bu iddiaların düzmece olduğu anlaşılır. Benim bu kapsamda bir kitap yazabilmem için akıl körü olmam lazım. İddianameyi yazan savcı benim yazdıklarımdan haberdar değilmiş. Haberi olsa ilgimin olmayacağını anlardı. İmamın Ordusu adlı kitap çalışmamdaki görüşlerim de açıktır ve çok nettir. Polis teşkilatında olup bitenlerin ve bu yaşananların bu tür tartışmalı soruşturmalarla ilgisinin ortaya çıkarılmasını çok önemsiyorum. İşte bu nedenle de bu davada sanık oldum. Gazetecilere, meslektaşlarıma 'dokunan yanar' dedim. Dokundum, buradayım. Sosyalist kimligimle gurur duyuyorum. Nedim veya Soner Yalçın'ın bana talimat verdiğine dair belge var mı, yok. Kırıntısı yok. Soner Yalçın ile dışarıda hiç yüzyüze gelmedim. Dünya görüşümüz farklıdır. 2008 yılında ben ve eşimle ilgili yazdıklarına kızarak aradım."
Şık, bu mahkemede gazetecilerin değil gazeteciliğin yargılandığını kaydederek, savunmasını şöyle sürdürdü:
"Ortada bir hukuk katliamı vardır. Bir çok benzemez biraraya getirilmiştir. Bu iddianamede, hakkımda ceza istenen kısımda 74 cümle kullanılmış ve içinde 10 kere 'iddia edilen' denmiştir. İsmimi 'İmamın Ordusu' koymayı planlamakta olduğum kitabı "000Kitap' olarak yayınlattım. Kitabın konusuna dahil olduğu çok açık olan polisler, kitapla ilgili bilirkişilik yapmışlardır. Yani 'İmamın Ordusu' bilirkişi olmuştur. Adı hükümet , cemaat veya devlet olsun demokratik düzende bunları eleştirmek suç teşkil etmez. Yapmanız gereken beni yargılamak değil, bu komployu yapanları bulup ortaya çıkarmaktır. Benim suçsuz olduğumu siz dahil herkes biliyor. Derin devlet yöntemleri halen iktidarda. Sadece sahipleri değişti. Bu yeni Ergenekon'la da mücadele edeceğim."
Hanefi Avcı:"Kitabım bir örgüt kitabı değildir"
Duruşmada, Odatv davasının tutuklu sanığı eski polis müdürü Hanefi Avcı da savunma yaptı. Kendisinin de yargılandığı davanın özünde Odatv'nin bulunduğunu belirten Avcı, "Haliç'te Yaşayan Simonlar" isimli kitabının Odatv tarafından yazdırıldığı iddialarına ilişkin şunları kaydetti:
"Burada Odatv işin merkeziymiş gibi bir görüntü vardır. Aslında Odatv'nin benim kitabımdan haberi dahi yokmuş. Kitabım satışa çıktığında her yerde haberler yayınlanırken, Odatv'de saat 11.45'te haber çıkmıştır. Odatv'nin yayınladığı haber ise Hürriyet gazetesinden alınarak aynen yayınlanmıştır."
Duruşma öncesinde konuştuğu Odatv çalışanlarının kendisine, 'Biz senin kitabını bulmak için neler çektik' dediğini ifade eden Avcı, "İddianameye göre benim kitabımın organizasyonunu Odatv yapmıştır. Odatv'nin ne benimle ne de kitabımla bir alakası yoktur" diye konuştu.
"Haliç'te Yaşayan Simonlar" kitabını 2000 yılında yazmaya başladığını, ancak mesaisinin yoğunluğundan ötürü ara vererek 2009'da yeniden başladığını söyleyen Avcı, kitabı mart ayında bitirerek, 10 Nisan Polis Bayramı'nda basılması için yayınevine gönderdiğini söyledi.
Ancak kitabın kendi belirttiği tarihte satışa çıkmadığını anlatan Avcı, savunmasını şöyle sürdürdü: "Kitabım bir örgüt kitabı değildir. Bir eleştiri kitabı, 'nerede yanlış yaptık?' dediğim bir kitaptır. Kitap yazarken kimseden tavsiye ve telkin almadım. Zaten yapım da buna müsait değildir. Kitabımın bana nasıl yazdırıldığına dair iddianamede hiçbir delil yoktur. Bir delilin delil olabilmesi için usulüne uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Ancak bilgisayar delillerini toplayan bizim arkadaşlar, asgari şartları yerine getirmemişlerdir. Bu kadar hayati bir olayda olay yeri incelemesi ve delil araştırması yapıyorsunuz, ancak asgari şartları yerine getirmiyorsunuz. Bu deliller geçersizdir. Böyle örgüt dosyası hazırlanmaz. Bu davanın içinde olmasam 'muhakkak bir şeyler var' derdim, ama durum öyle değil. Yıllarca istihbarat birimlerinde çalıştım, böyle dosya hazırlamadım."
Nedim Şener'in savunması
Duruşmada savunmasını yapan Nedim Şener, bugüne gelebildikleri için şükrettiğini belirterek, "Türk kamuoyuna, öncelikle de özgürlük için yola düşen arkadaşlara, Ragıp
Zarakolu, Büşra Ersanlı ve Hopalılara selam gönderiyorum. Hapse düşünce insan daha iyi anlıyor her şeyi. Hapse girdiğim ilk gün, hapse düşen son insan olmak için çok dua etmiştim. Ancak öyle olmadı" şeklinde konuştu.
Hayatında kendisine verilecek en büyük cezanın utanmak olabileceğini söyleyen Şener'in, gazeteci Sedat Simavi'nin, "Kalemini kır, ama satma" sözünü hatırlattıktan sonra duygulandığı görüldü.
Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci'nin, "İsterseniz kısa bir ara verelim" demesi üzerine Şener de "Evet, iyi olur" deyince, duruşmaya ara verildi.
Aranın ardından savunmasına devam eden Şener, "Keşke dijitallerden bahsetseydim, böyle duygulanmazdım. Haklılığımın verdiği güçle savunma yapıyorum. Karşınızda adaletin gücünü görmek istiyorum" ifadelerini kullandı.
"Cemaatten nefret etmedik, merak ettik, yazdık"
Şener, cemaatle ilgili herhangi bir sorunu olmadığını belirterek, "Biz cemaatten nefret etmedik. Sadece merak ettik, sonra da kitap yazdık" diye konuştu.
Terör örgütüne üyelik suçundan yargılanmanın çok ağır bedelleri olduğunu söyleyen Şener, kızının, "Babam terör örgütünden yargılanıyormuş. Babam gerçekten terörist ise onu desteklemem, çünkü teröristler insan öldürüyor" dediğini anlattı.
Hiçbir zaman yargılanmaktan korkmadığını vurgulayan Şener, "Halkın vicdanında yargılanmaktan hep korktum. Çünkü vicdanlarda yargılanarak alacağım ceza utanmaktır. Bana göre utanmak, utanılacak bir şey yazmak, söylemek ve yapmak, en büyük cezadır" diye konuştu.
Kesinlikle 'Ergenekoncu' olmadığını, bunun herkes tarafından bilindiğini ifade eden Şener, Dink cinayetinin aydınlatılması için çabaladığını, söz konusu cinayetin işlenmesinde ihmali olduğunu öne sürdüğü kişilerin tutuklanmadığını ve yargılanmadığını söyledi.
Gazeteci olmasının bir olgu olduğunu ifade eden Şener, "Terörist ya da teröre yardım, yataklık ettiğim bir yakıştırmadır. Bu yakıştırma tamamen polis kaynaklıdır. Bizde bir söz var, 'Şeriatın kestiği parmak acımaz' diye, günümüzde 'Adaletin kestiği parmak acımaz' diye söyleniyor. Evet, adaletin kestiği parmak acımaz, ama polisin kestiği parmak acıyor" dedi.
Hakkındaki suçlamanın başlangıç ve bitiş noktasının hep polise dayandığını savunan Şener, "Mesleğinin henüz başında olan iki komiser yardımcısının savcılığa yazdığı raporlarla kitaplar örgütsel dokümana dönüşüyor, ben hiçbir etkim olmayan kitapların yazımına katkı ve yazarlarını yönlendirmekle suçlanıyorum" ifadelerini kullandı.
Polis raporlarının iddianameye dönüşmesinin Türkiye'yi dünyada zor duruma düşürdüğünü öne süren Şener, "100'e yakın gazeteci haber yaptığı için cezaevinde" görüşünü savundu.
Şener, bu davadaki tüm suçlama ve tespitlerin yasal dayanaktan yoksun olduğunu ve atılı suçun yasal unsurlarının bulunmadığını öne sürerek, beraatını talep etti.
Savcı tutukluluğun sürmesini istedi
Duruşmada sanık avukatları, müvekkillerinin tahliyesini istedi. Sanık Ahmet Şık'ın avukatı Fikret İlkiz, müvekkili hakkındaki olası tahliye kararını mahkemenin takdirine bıraktıklarını ifade etti.
Soner Yalçın'ın avukatı ise müvekkili hakkında "silahlı örgüt" suçunun söz konusu olmadığını iddia ederek, mahkemenin "görevsizlik" kararı vermesini talep etti.
Avukatların taleplerinin alınmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ufuk Ermertcan görüşünü açıkladı.
Savcı Ermertcan, tutuklu sanıkların bu hallerinin devamına karar verilmesini, cezaevinde rahatsızlanarak 12 Kasım 2011'de hayatını kaybeden Kaşif Kozinoğlu'nun dosyasının davadan ayrılarak, hakkında düşme kararı verilmesini talep etti.
Tutukluluk hallerine devam
Mahkeme heyeti, ara karar almak üzere duruşmaya ara verdi.
Sanık Şükrü Doğan Yurdakul'un sağlık sorunları nedeniyle Adli Tıp Kurumundan rapor istenmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Şükrü Doğan Yurdakul, Muhammed Sait Çakır, Coşkun Musluk, Müyesser Uğur, Nedim Şener, Hanefi Avcı ve Ahmet Şık'ın, üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, elde edilen deliller, kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, delillerin henüz toplanmamış olması nedeniyle tahliye taleplerinin ayrı ayrı reddine oy birliğiyle karar verdi.
Duruşma 23 Ocak'a ertelendi.
Duruşmayı, CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, gazeteciler Uğur Dündar ve Ruşen Çakır da izledi.
SON DAKİKA
EN ÇOK OKUNANLAR
Keşfedilen Yeni Böcek Türüne Eşinin Adını Verdi: 'Linçleneceğimi bile bile bu kararı verdim'
ODTÜ'NÜN PETROL SIRRI! Sadece Ama Sadece 30 Kişi Alıyorlar! 5 Yıldır Zirvedeler!
Hafta sonu hava nasıl olacak? Yağışlar ne zaman bitecek? Meteoroloji'den yeni uyarı
SON DAKİKA! Şanlıurfa, Ceylanpınar'da 4 işçi göçük altında kaldı
SON DAKİKA: Türkiye Genelinde Yağışlı Hava Devam Ediyor! İşte Güncel Hava Durumu Tahminleri